Koskoca İstanbul’da kendini yalnız hem de yapayalnız, tek başına hissetmek ne kadar zor bilir misiniz? Bunu tek tek herkese sorsanız; “İstanbul’da insan hiç yalnız olur mu kardeşim” der. Ama bu yalnızlığı; “ ben de”, “ben de yaşıyorum” diyenleri duyar gibi oluyorum. Bu yalnızlık öyle bir yalnızlık ki içten içe yaşanıyor insanların derinliklerinde, paylaşılamayan bir yalnızlık. “Ben bunu yaşamıyorum” diyebilene de rastlamak belki de imkânsız. Bunu söylemek kolay değil ama yaşamak çok kolay ve sıradan.
Öyle hayatlar yaşıyoruz ki metropol İstanbul’da; hiç çemberleri birbirine karışmıyor. İç içe çemberler fakat birbirine geçmeden yaşanıyor. Herkes kendisine öyle halkalar oluşturmuş ki bu halkaya başkalarını katmıyor yada kendisi başka halkalara da girmemeye özen gösteriyor. İstanbul’da hayatlar çok karmaşık gibi görünseler de öyle dar, öyle sığ ki bunu bu şehirde yaşayan herkes bilir. Bu yaşantının, insanların ekonomik durumlarıyla hiç alakası da yok gibi görünüyor. Her gün, kendisinin müdahil bile olmadığı tek düze, alışkanlık haline getirilmiş (evden-işe, işten-eve) rolü oynuyor, insanlar. İşte, bu hayat halkalarının çeperlerini de gün geçtikçe kalınlaştırıyor ve aşılmaz duvarlar örüyoruz bilerek veya farkında bile olmadan. Seküler hayatlar inşa etmek, mutluluk vermediği gibi insanları toplumdan kopararak, yalnızlaştırıyor. “Her şeyim var ama yalnızım ve mutlu da değilim” demek ne kadar acıdır.
Bu yüzden koca kentte insanlar birbirlerinden bihaber yaşıyor. İnsanlar yalnızlaştıkça da aile bireylerinin sorunlarıyla da ilgilenmemeye başlıyor ki asıl problemler burada başlıyor. Böylece gençler de kendi çemberlerini oluşturuyor ve yalnızlaşıyorlar. Bu çemberi gençler ulaşabildikleri yerlere kadar götürüyorlar. Bazıları bunu sanal ortamlarda, bazıları da toplumsal çevrede kuruyor. Bu kurulan hayat halkaları bazen güzel sonuçlar verirken çoğu zaman ailelerin ilgisizliğinden ve yol göstermemesinden kötü sonuçlar doğurmaktadır. Toplumu bu yalnızlıktan kurtarmak gerekmektedir ki bunu başarmanın tek yolu da var olan paylaşım duygusunun harekete geçirilmesidir.
Ama insanlar paylaşma ihtiyacı duygusunu hep canlı tutmak arzusunda olurlar. Çünkü bu duygu, insanlara yaratılışla verilmiş bir duygudur. İnsanlar paylaşabildikleri ölçüde mutlu olurlar. Bu paylaşım hayatın her kademesinde, hem maddi hem de manevi olarak canlı tutulmalıdır. Bunun yapılmasında herkese ve kesime önemli yükümlülükler düşmektedir.
Hep birlikte kırmak gerek bu kalın çemberleri ve alışkanlıklarımızı da paylaşmak lazım belki de. Mutlu olmanın yolu da buradan geçiyordur belki de. Sahip olduğumuz değerleri paylaşarak, yaşamayı alışkanlık haline getirip mutlu olabileceğimizi öğrenmeliyiz artık.
Toplumsal yalnızlığımızın bitmeye başladığı gün, problemlerimizi daha kolay çözebilme kabiliyeti kazanacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın.
| Gümüşhane Ekspres Gazetesi haber grubu kayıtları başladı. Mail adresinizi yazarak hemen üye olabilirsiniz... |
| Grubu Ziyaret Et |