Dün eski günlerimizi düşündüm bol bol, hani eskiden çokta eski olmayan eskiden, mahalle hayatı yaşarken, hem gönüllerimizin hem de evlerimizin anahtarları kapılarımızın üstündeyken, sorgusuz sualsiz içeriye girdiğimiz günleri. Hani aidat ödeme gibi dertlerin olmadığı, hani çocukları hangi okula hangi öğretmene verelim derdinin olmadığı hani senin cep telefonunun markası kullandığın internetin hız ayarının elektrik posta hastalığının olmadığı, birbirimize günaydın derken “iyi ki varsın, bu gün nasılsın? Varlığınla çok mutluyum” mesajlarını da beraberinde söylediğimiz günleri, hani şu maydanoz gibi olmadığımız günleri düşündüm ve ne kadar özlediğimi hatırladım.
Dostum Hasan, sen o günlerde ne kadar da keyifli, güven dolu bir dostumuzdun. Duyduğuma göre şimdi bir koşturma bir telaş içinde dostluk, vefa, paylaşım kavramlarını unutup, sadece o an seni etkileyen alkışlar için koşturuyormuşsun. Geçen gün Ayşe ile karşılaşmış ve ona ayaküstü kendi başarılarını, evini, arabanı birde peşinde koşan şirketleri anlatmışsın. Ayşe ye nasıl? Olduğunu sormayı unutmuşsun bile, çünkü çok acelen varmış. Ahh Hasan ahh, sanırım koşarken, değişirken duygularını da geçtiğin yerlerde bırakmışsın. Çıkar çatışmalarınının ne olduğunu bilmediğimiz o saf dostluklarımızda, misket, gazoz kapağı ortaklıklarımızda bile birbirimizin haklarını koruma adına kendi haklarımızdan feragat ederdik, hani o çocuk aklımızla. Sanırım o yıllarda aklımız çocuktu ama yüreklerimiz kocamandı, yoksa aklımız büyüdükçe yüreklerimiz mi küçüldü ha Hasan ne dersin? Senin yüreğindeki hüznü, üzüntüyü ya da kendini iyi hissetmek için bulduğun bütün bahaneleri duyar gibiyim, işte o zaman yüreğim çok acıyor be Hasan. O eski günlerde dizin kanadığında nasıl benim ve diğer arkadaşlarımızın da yüreğinin kanadığı gibi. Bu sancılara alışmak biraz zor olsa da, yine de biz hırsların, telaşların, koşturmaların içerisinde sıkışıp kalmasaydık keşke, keşke yalnızlaşma saydıkta sadece dizimiz kanasaydı. Keşke gerçekten bu çağın sana getirdiği yalnızlık sendromuna yenik düşmeseydin, sen de özlemedin mi bu duyguları, ya da düşündün mü en son ne zaman hangi samimi duygularımızı paylaştığımızı. Hatırladın mı şimdi o anları sevgili Hasan?
Bu mektubumu okumaya zamanın olur mu bilmiyorum, uzun zamandır annen ve babanı da aramamışsın. Kızının yan blokta oturan rakibiyle(!) aynı okula girmesi için öğretmenler tutup o kurstan bu kursa koştururmuşsun. O yüzden diyor annen” oğlum çok yoğun, işleri yoluna koyunca uğrayacakmış bize”.Annen işte hala anahtarı kapının üstünde bıraktığı günlerin içine verdiği huzurla yaşıyor, sana kırgın değil de, seni çok özlüyormuş anladığım kadarıyla. Tıpkı senin önüne engel olmasın diye düşünmediğin ama için için özlediğin o günleri özlediğin gibi özlüyormuş seni.
Aslında suç ya da suçlu yok ortada ne yapalım, bu sancılarla değişimler yakalanarak Avrupalaşmayı hedefliyor birçok kimse. Ne yapabiliriz bu günlerde moda olan terimlerle yaşlanıp gidecek dostluklar ahlaki değerler saf temiz katıksız sevgiler.
Ama bir gün sıkılır bunalırsan ve nedenini o gün okuyamadığın e postalarına, kızının sınavlardan alacağı nota, bu ay sonunda istediğin pirime, yeni alacağın arabanın heyecanına, 106 ekran televizyonun bozulmasına, cep telinin yeni çıkan modeline değil de, yalnızlığına, güçsüzlüğüne, özlem duyduğun sıcak selamlara olduğunu anlarsan bizim mahalleye bir uğra derim.
Sevgili Hasan, mektubuma burada son verirken, o eski günler adına selam eder, yarın kaygısını, yürek selamına bırakmanı temenni ederim. Sevgi ile kal…
| Gümüşhane Ekspres Gazetesi haber grubu kayıtları başladı. Mail adresinizi yazarak hemen üye olabilirsiniz... |
| Grubu Ziyaret Et |