~ BEHLÜLCE ~
~ BEHLÜLCE ~
Kelkit’imiz için böyle güzel bir günün hayırlara vesile olmasını diliyorum. Kıymetli Sayın Valimize, değerli Sayın Kaymakamımıza ve seçilmiş Kelkit Belediye Başkanımıza şu soruları yöneltmek istiyorum:
Kelkit’imiz için böyle güzel bir günün hayırlara vesile olmasını diliyorum. Kıymetli Sayın Valimize, değerli Sayın Kaymakamımıza ve seçilmiş Kelkit Belediye Başkanımıza şu soruları yöneltmek istiyorum:
Bu organizasyonda asıl amaç, dünyanın en büyük kazanını sergilemek mi, yoksa Kelkit fasülyesini ve üreticisini tanıtmak mı? Ön plana çıkması gereken kazanın büyüklüğü mü, yoksa Kelkit fasülyesinin kalitesi ve değeri mi? Ayrıca bu kadar büyük bir organizasyon, pazar esnafını yerinden edecek ve şehirde zaten yaşanan yol ve trafik sorunlarını daha da artıracak mı? Bunlara hep birlikte bakacağız.
Şimdi, dünyanın en büyük kazanında kuru fasülye pişirmenin ne gibi bir marifeti var? Dünyanın en önemli kitabı yazılsa ne olur? Turist mi gelir, yoksa fasülye ekimi mi çoğalır, ekim sahalarının tamamı fasülye tarlası mı olur? Bu kazanda pişen fasülye ödül mü alacak? Yapılan fasülye reklamının bize ve özellikle Kelkit fasülyesi üreticisine ne gibi bir kârı olacak? Yoksa toplum daha fazla fasülye mi tüketecek?
Okumayan, evinde veya kütüphanesinde söz konusu kitap bulunmayan insanlara bir kitap üzerinden ne anlatılmak istendiğini de anlamış değilim. Devletin; üreticiyi ve coğrafi yapıyı yeterince anlatmayan, çiftçiye doğrudan bir katkısı olmayan böyle bir organizasyona destek vermesinin ne gibi bir fayda sağlayacağı da tartışılmalıdır.
Örneğin bir lezzet yarışması düzenlense ve “En iyi fasülye Kelkit fasülyesidir.” denilse, bunun üreticimize sağlayacağı katkıyı anlayabiliriz. Ancak yalnızca “En büyük kazan bizimdir.” denilecekse, buraya harcanan paranın, zamanın ve emeğin ne getirisi olacaktır?
En büyük tosun, en çok süt veren inek veya ikiz doğuran koyun gibi üretime ve başarıya dayalı unsurların öne çıkarılması ve ödüllendirilmesi daha anlamlı olacaktır. Şova değil, üretime ve gerçek başarıya yönelik çalışmaların teşvik edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu memleketin ihtiyacı gösteriş değil; üretime, çiftçiye ve halka somut katkı sağlayacak işlerdir.
Son olarak insanın aklına ister istemez şu sorular geliyor: Acaba burada bahsi geçen kazan, merhum Nasreddin Hoca’nın fıkrasındaki gibi “doğuran kazanlardan” mıdır? Eğer öyleyse, belki yapılan bunca masrafın ve harcanan emeğin karşılığında Kelkit’e de bir şeyler doğurmasını bekleyebiliriz.
Bir de şu soruyu sormadan geçemiyorum: “Biz burada Kelkit’in ve Kelkit fasülyesinin reklamını mı yapıyoruz, yoksa Guinness Rekorlar Kitabı’nın reklamını mı?” Çünkü mesele Kelkit’i tanıtmaksa, konuşulması gereken kazanın büyüklüğü değil; Kelkit’in üretimi, üreticisi ve ortaya koyduğu değer olmalıdır.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.